logo

Lalezarforum » GÜNCEL KONULAR VE MUHABBET » İslam ve İnsan » Tasavvuf
--- İhlâs nedir, muhlis ve muhlâs kime denir?
Kullanıcı Adı:  
Parola:     
    Giriş Üye Ol Yardım Üye Listesi Takvim Yeni Mesajlar Arama
Kayıt Olabilmek İçin Kutucukların İşaretini Kaldırmayın
Hızlı Kayıt Ol
Kullanıcı Adı Şifre Şifre Tekrar Email Email Tekrar



Bu Konuyu Görüntüleyenler
Cevapla  Konu Gönder 
Konu Görünümü | Doğrusal Görünüm
İhlâs nedir, muhlis ve muhlâs kime denir?
Yazar Mesaj
Seyyah
General
*




Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 758
Üye no : 49
Durum :
 Rep BiLgisi
Rep Derecesi : 5
Rep Ver :

Mesaj: #1
İhlâs nedir, muhlis ve muhlâs kime denir?


İhlâs lûgaten, bir şeyi temizlemek ve saflaştırmak, yabancı maddelerden arındırmak, bir şeyi sadece bir şeye mahsus kılıp başkasını karıştırmamak, samimiyet ve içtenlik gibi mânâlara gelir. Hâlis kelimesi de aynı masdardandır.

İslâmî ıstılâhta ise ihlâs, ibâdet ve amellerde, tutum ve davranışlarda sadece Allâhın rızâsını gözetmek... Yaptıklarını sırf Allah Teâlâ emrettiği için, yapmadıklarını da sırf o yasakladığı için yapmamak... Özün söze, sözün öze uyarak, riyâ ve sümadan, yani görsünler-duysunlar düşüncesinden uzak olmak... Hulûs-i kalb üzere iyi niyetli olup içten pazarlıklı olmamaktır.(1)

İhlâsın zıddı, riyâ ve sümadır.

Riyâ, yerine getirdiği ibâdetleri-amelleri-hizmetleri insanlara gösteriş için ve onlara beğendirmek, övgülerini almak maksadıyla yapmaktır. Süma ise, yaptığı iyi ve güzel işleri insanlara duyurmaktan zevk almak ve bir takım amelleri bu niyetle işlemektir. Halbuki, geçici dünya menfaatleri ve zevklerini gâye edinerek hareket ve amel etmek ihlâsa aykırıdır, taban tabana zıttır.

Kurân-ı Kerimde riyâ ve süma ehli hakkında buyrulmuştur ki: Allâha ve âhiret gününe inanmadıkları halde mallarını insanlara gösteriş için sarf edenler(i Allah sevmez). Şeytan kime arkadaş olursa, o, ne kötü bir arkadaştır! Onlar namaza kalktıkları vakit üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar.(2) Onlar riyâkârların ta kendileridir.(3)

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz de, riyâ ve sümanın zarar ve tehlikesine, ihlâsın da lüzum ve ehemmiyetine işâret ettikleri bazı hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

Kim gösteriş ve (yaptığını) duyurma düşüncesiyle bir yerde ayağa kalkarsa, oturuncaya kadar Allâhın gadabı içindedir.(4)

Allah için yaptığınız amellerinizi ihlâs ile yapınız. Zira Allah, hâlisâne yapılan şeyden başkasını kabul etmez.(5) İçinde, hardal tanesi ağırlığında riyâdan eser bulunan bir ameli Allah kabul etmez.(6)

Sizin üzerinize gelmesinden korktuğum şeylerin en korkuncu, küçük şirktir. Ashab, Ey Allâhın Resûlü, küçük şirk nedir? Dediler. Resûlüllah (s.a.v.), riyâkârlıktır, buyurdu.(7)

Dininde ihlâslı ol. (O takdirde yaptığın) az bir amel bile sana yeter.(8)

(İki cihanda) saâdet, ihlâs sahipleri içindir. Onlar hidâyet kandilleridir. Onlardan (yayılan feyz ve bereket sayesinde), her türlü karanlık (düşünce ve) fitne aydınlığa kavuşur.(9)

Muhlis ve muhlâsa gelince...

Her iki kelime de ihlâs sahibi mânâsınadır. Yani ihlâslı, samimi, dostluğu hâlis, her hâli içten ve gönülden olan kişi demektir. Ancak aralarında şöyle bir fark vardır:

Muhlis çalışarak, mücâdele ve mücâhede ile gayret göstererek zorla ihlâsa ulaşan kişidir. Yani muhlisin ihlâsı kesbîdir, çalışıp uğraşmasına bağlıdır. Ayrıca kalıcı ve devamlı da değildir.

Muhlâs ise, Allah için seçilmiş tertemiz kişi demektir.

Muhlâsın ihlâsı vehbîdir. Ona Cenâb-ı Hakkın bir bağışı, inâyet ve ihsânıdır, devamlıdır. İhlâsın bu devamlılık hâli ise, hakkul-yakîn mertebesidir. Bu, Allâhın bir fazlıdır; onu dilediğine verir.(10) Ve bu zümreye şeytan dahi zarar veremez. Nitekim İblis, senin mutlak kudretine andolsun ki, onlardan muhlâs (ihlâsa erdirilmiş) kulların bir yana, hepsini mutlaka azdıracağım dedi.(11) Yine Kurân-ı Kerimde şöyle buyuruldu: Şüphesiz siz acı azâbı tadacaksınız. Çekeceğiniz ceza, yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir. (Bu azaptan da) ancak, Allâhın muhlâs kulları istisnâ edilecek.(12)

Kısacası muhlis, çalışıp emek ve gayret sarf ederek ihlâsı elde eden; muhlâs ise, Cenâb-ı Mevlâ-yi zûl-Celâl tarafından lûtfen-keremen ihlâslı kılınan kul demektir. İkisi arasında ise çook büyük farklar vardır!

İHLÂSIN FERDÎ VE İCTİMÂÎ FAYDALARI

İhlâsın âhiret âlemindeki faydaları yanında, bu dünyada da pek çok ferdî ve ictimâî faydası vardır. Gördüğü hizmetleri, yaptığı işleri Allah rızâsı için yapan kişi, menfaatperestlikten ve bencillikten kurtulur. Böylece süflî düşünce ve duygulardan uzaklaşır; rûhî yüceliklere, ulvî âlemlere doğru kanat açar. Nefsânî arzularına-zevklerine, mala-mülke, şehvete-şöhrete, makam ve mevkiye ehemmiyet vermeyen kişi, bunların mahkûmu ve kölesi olmaktan kurtularak gerçek hürriyete ve hakiki saâdete kavuşur.

Dünyanın geçici ihtirasları, iptilâ ve düşkünlükleri insan için en büyük huzursuzluk kaynağıdır. Sadece Allah rızâsını gâye edinen ve hayatında attığı her adımı ona göre ayarlayan, zihnindeki değerleri ve gönlündeki duyguları, Rabbinin rızâsına göre şekillendiren kişi, yaratılışına uygun bir hayat anlayışı içinde olacağından, gerçek mânâda huzura erer. Böylesine mânevî güzelliklerle bezenmiş bir kişi, çevresindeki bütün insanların samimi sevgilerine mazhar olur. Dolayısıyla yalnızlık, güvensizlik, dünyevî korku ve endişeler gibi tedirgin edici, can sıkıcı duygulardan da kurtulmuş olur.

İhlâsın en önemli ictimâî (sosyal) faydasını ise şöyle ifade edebiliriz: Geçici dünya menfaatlerini hayatında gâye edinmeyen, sadece Allâha kullukta birleşen, haşrı-neşri, hesâbı-kitabı, cennet ve cehennemi düşünen fertlerden meydana gelen bir cemiyette, gerçek mânâda kardeşlik, birlik ve beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma, insanlar arasında sevgi ve saygı tezâhür eder.

İhlâsı kazanmanın da en başta gelen şartı, hiçbir zaman Allâhı unutmamak, her an her yerde hâzır ve nâzır olduğunu bilmek ve daima onun murâkabesi altında bulunduğumuzun şuurunda olmaktır. Bunun için de ölümü çokça hatırlamak, aklımızdan çıkartmamak gerekir. İhlâsa zarar veren, onu yok eden en kötü şey ise, insanın, şahsî menfaatleri için başkalarıyla rekabete girmesi ve meşhur olma arzusudur. Ayrıca insanın hırsı ve dünyaya ait korku ve endişeleri de ihlâsı yok eder. O bakımdan mümin, ihlâsına zarar veren şeyleri de iyi tahlil etmeli ve bunlardan uzak kalmaya gayret etmelidir.

Hulâsa etmek gerekirse, dünya ve âhiret saâdetinin anahtarı olan imandan sonra en önemli haslet ihlâstır. Bu itibarla onu temin edebilmek ve zıddı olan riyâ ve sümadan da kurtulmak için çok çalışmalı; mutlaka sebeplerine, vâsıtalarına baş vurmalı ve nihâyet Allâhın fazlından, lûtuf ve inâyetinden bunu istemelidir.

ALLÂHA İHLÂSLA KULLUK ETMEKLE EMROLUNDUK

Kurân-ı Kerimin pek çok âyetinde Allâha ihlâsla kulluk edilmesi ve ona ihlâsla duâ ve niyazda bulunulması emredilmektedir. Bunlardan bazıları mealen şöyledir:

(Resûlüm!) Şüphesiz ki Kitâbı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allâha hâs kılarak (ihlâs ile) kulluk et. De ki: Bana, dini Allâha hâlis kılarak ona kulluk etmem emrolundu. De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allâha ibâdet ederim.(13) Halbuki onlar, Allâha, onun dininde ihlâs erbâbı olmaktan başkasıyla emrolunmamışlardı.(14) (Resûlüm) de ki: Rabbim adâleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi ona çevirin ve dini yalnız Allâha hâs kılarak ona yalvarın.(15) Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allâha, Allah için dindar ve ihlâslı olarak duâ edin! O daima diridir; ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde dinde ihlâslı ve samimi kişiler olarak ona duâ edin.(16)

Sevgili Peypgamberimiz (s.a.v.) namazların arkasından, Allâhım, beni ihlâs sahibi kıl(17) diye duâ ederlerdi.

Mümine gereken ve yakışan da; sözünde, fiillerinde, ibâdetlerinde, mânevî vazifelerinde hâsılı her hâl ve hareketinde ölçüsü, Allâhın rızâsını kazanmak olmalıdır. Zira dinimizde dünyevî işlerin ruhu adâlet, itikâdî hususların ruhu tevhid, ibâdetlerin ruhu ise ihlâstır.

Müminlerin tamamı bazı ibâdetlerinde-amellerinde, zorla ve güçlükle, az da olsa umumi mânâda bir ihlâs elde edebilir. Lâkin bizim burada üzerinde durmak ve anlatmaya çalışmak istediğimiz ihlâs; bütün fiillerde, sözlerde, hâl ve hareketlerde, bir zorlama ve uğraşma olmaksızın, kolayca kendiliğinden meydana gelen ihlâstır. Bu nevi ihlâsın hâsıl olması, Allahtan başka, âfâkî ve enfüsî hiçbir şeye kulluk etmemeye bağlıdır. Bu da ancak fenâ ve bekâya ve velâyet-i hâssaya kavuşmakla elde edilir. Külfetle-zahmetle, zorla ve güçlükle elde edilen ihlâsın devamlılığı yoktur. Devamlı olabilmesi için, zorlamanın ve zorlanmanın kalkması, bu işin tabiî bir hâl alması gerekir.

Allah Teâlânın velî kulları, yaptıkları her işi Allah (celle ve alâ) için yaparlar, nefislerinin zevki için değil. Çünkü nefisleri Hak sübhânehûye fedâ olmuştur. Onların, ihlâsın hâsıl olması için niyetlerini tashih etmeye de ihtiyaçları yoktur. Çünkü niyetleri, fenâ fillah ve bekâ billah makamına çıkmakla sıhhate kavuşmuş, düzelmiştir. Meselâ bir kimse, nefsinin elinde esir olduğu zaman, ister niyet etsin isterse niyet etmesin yaptığı her şeyi nefsinin zevki için yapar. Ne zaman ki nefsiyle alâkası kesilir, onun bağından (boyunduruğundan) boynunu kurtarırsa, onun yerini Hakka (celle ve alâ) bağlılık alır. O zaman da, ister niyet etsin isterse etmesin, yaptığı her şeyi Allah için yapar. Çünkü niyet, ancak (farklı hususlara, yani riyâya da ihlâsa da) ihtimâli olan şeylerde lâzımdır. Yoksa (Allah için yapıldığı) belli olan bir şeyde niyete ihtiyaç yoktur. Böyle bir hâl de, sadece Allâhın bir lûtfudur, onu dilediği kuluna verir.

Kurân-ı Kerimde şöyle buyurulmuştur: Dikkat ediniz, hâlis din yalnız Allâhındır. Onu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler, onlara, bizi sadece Allâha yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler...(18) Bu âyetle insanın, Allâha ihlâsla kulluk etmesi emredilmektedir. Böyle bir ihlâs da, yukarıda belirttiğimiz gibi, tasavvufî mânâdaki fenâ mertebesine erişmeden ve Allah Teâlâya zâtî muhabbet olmadan tasavvur edilemez.

Hiç şüphe yok ki, ilmin ve amelin rûhu mertebesinde olan ihlâsın hakikaten tahakkuk etmesi için, fenâyı hâsıl eden sûfiye tarîkatine sülûk de zarûridir.(19)

AMELLERİN RÛHU İHLÂSTIR

Ameller, bir takım sûretlerden ibârettir. Bunların rûhları, içlerinde ihlâs sırrının bulunmasıdır.

Her sâlikin ihlâsı, kendi makam ve mertebesine göredir. Ebrâr zümresinden olanın ihlâs derecesinin müntehâsı (varabileceği en uç nokta) ve amellerinin âşikâr vasfı, her türlü riyâdan sâlim olmasıdır. Binaenaleyh bunlar, ibâdet ve tâatlerinde, iyi ve güzel amellerinde halkın görüp duymasını nazar-ı dikkate almazlar, onların söylediklerine itibar etmezler. Ancak bununla beraber, kendi nefislerini görür ve ona itimat ederler. Kişi, ebrâr makamından ilerleyip de mukarrabîn mertebesine varınca, ihlâsı da değişir. Bu mertebedeki sâlik; bütün hâl ve hareketlerinin, Allah Teâlânın kuvvet ve kudretiyle (sadece onun lûtuf ve inâyetiyle) olduğunu müşâhede eder. Kendi nefsinde hiçbir güç ve kuvvet göremez. Zira tevhid ve yakîn yolundadır artık. Şeref ve üstünlük itibariyle her iki makamın yani ebrâr ve mukarrabîn zümrelerinin aralarındaki fark da böylece anlaşılmış oluyor.

O halde ey mümin!

Kendi varlığını belirsizlik ve bilinmezlik toprağına göm. (Şan ve şöhretten kaçın!) Böyle toprağa gömülmeyen varlık (tohum) filizlenmez, neticesi tam olmaz, meyve vermez.

Hak yolu sâlikleri için, halk arasındaki şöhretleri kadar zararlı bir şey yoktur. Nefsin hoşlandığı isteklerinden en büyüğü; halk arasında meşhur oluştur ki, sâlikin son derece bundan sakınması îcap eder. Nitekim İbrahim bin Ethem (k.s.) hazretleri bu duruma işaret ederek şu îkazda bulunmuştur: Şöhreti seven bir kimse, Allâha karşı sâdık bir kul değildir. Evliyâullahtan diğer bir zât da, Bizim yolumuz, ruhları ile mezbeleleri süpürenlere yaraşır demiştir.(20)

İslâmda, tasavvuf ve mâneviyat yolunda umde yani asıl itimat edilecek, dayanıp güvenilecek şey; muhabbet ve ihlâstır. Mânevî bakımdan terakkînin, ilerlemenin olup olmadığının anlaşılmamasına da üzülmemelidir. Zira istikamet(21) ihlâs üzere devam ederse, bir an içinde yılların işini görmek (mânevî kazancını elde etmek mümkün ve) müyesser olur.(22)

Hâsılı, yukarıda da açıklandığı üzere, ilmin ve amelin ruhu makamında olan ihlâsın elde edilmesi, sûfiyye tarîkatine girmeye bağlıdır. Seyr-i ilallah mesafesini katetmeyen sâlik, seyri fillahta bulunamaz. İhlâsın hakikatinden uzaktır. Muhlis zâtların erdiği kemâlâttan da mahrumdur.

DİPNOTLAR
(1) el-Gazâlî, İhyâ, 4, 355; İ. Kuşeyrî, er-Risâle, s. 443; Muhammed b. Ali Tehânevî, Keşşâf-ı Istılâhat- Fünûn, İst. 1318, 1, 474
(2) K.K., Nisâ sûresi, 4/38, 142.
(3) K.K., Mâûn sûresi, 107/6.
(4) Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzul-Kadir, Câmius-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6. 192.
(5) Münâvî, a.g.e.,, Mısır, 1938, 1, 217.
(6) Hâfız el-Münzirî, et-Tergîb vet-Terhîb, 1, 72.
(7) Hâfız el-Münzirî, et-Tergîb vet-Terhîb, 1, 69.
(8) Hâfız el-Münzirî, et-Tergîb vet-Terhîb, 1, 54.
(9) Münâvî, a.g.e., Mısır, 1938, 1, 274.
(10) K.K., Cumâ sûresi, 62/4. el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 1, 59.
(11) K.K., Sâd sûresi, 38/82-83.
(12) K.K., Sâffât sûresi, 37/38-39-40.
(13) K.K., Zümer sûresi, 39/2, 11, 14.
(14) K.K., Beyyine sûresi, 98/5.
(15) K.K., Araf sûresi, 7/29.
(16) K.K., Mümin sûresi, 40/14, 65.
(17) Ebû Dâvud, Sünen, Vitr, 25.
(18) K.K., Sâd sûresi, 39/3.
(19) el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 1, 59, 243.
(20) Tâcüddîn Ahmed Atâullah el-İskenderî k.s., el-Hıkemül-Atâiyye, 8-9.
(21) İstikamet; doğruluk, dürüstlük, istikrarlı tutum demektir. Tasavvufta istikametin mânâsı; verdiği söze, yaptığı anlaşmalara riâyet etmek... Her hususta ifrat ve tefritten kaçınarak itidâl yolunda, yani sırât-ı müstakîmde yürümektir. Kısaca, dinin emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma hususundaki devamlılıktır. Mümin, Fâtiha sûresini namazda okurken, istikamet üzere olmayı nasib etmesini Cenâb-ı Haktan niyaz eder.
(22) el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 1, 141.


® Her Hakkım Saklıdır.
|l|lllll|lll||ll||lll|||lll|ll
²¹°¹³²¹³ °¹²¹³¹³ °¹²¹³
30-01-2008 01:11 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla  Konu Gönder 

Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Râbıta nedir, ne değildir? Seyyah 0 72 30-01-2008 01:07 PM
Son Mesaj: Seyyah
  “Tevessül” nedir, neyle ve kimle yapılır? Seyyah 0 56 30-01-2008 01:00 PM
Son Mesaj: Seyyah
  İlim, Amel, İhlâs ve kulu Allah'a kavuşturan yollar Seyyah 0 48 30-01-2008 12:46 PM
Son Mesaj: Seyyah

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

İletişim - Anasayfa - Yukarı Dön - İçeriğe Dön - Arşiv - RSS Syndication

Türkçe Çeviri: MyBB Turkiye
Üretici: MyBB 1.2.11
Lisans Hakları © 2002-2009 MyBB Group
Search Engine Optimization by SpiceFuse
Alt Forumlar Eklentisi by DragonFever
CleanBlue Theme Çeviri : ArchAngel
CBACK.DE CrackerTracker
Site Tasarım : ÇaKaL
Google Pagerank Checker