logo

Lalezarforum » GÜNCEL KONULAR VE MUHABBET » İslam ve İnsan » Kıssalar-menkıbeler
--- Saçları Ağartan Belgesel
Kullanıcı Adı:  
Parola:     
    Giriş Üye Ol Yardım Üye Listesi Takvim Yeni Mesajlar Arama
Kayıt Olabilmek İçin Kutucukların İşaretini Kaldırmayın
Hızlı Kayıt Ol
Kullanıcı Adı Şifre Şifre Tekrar Email Email Tekrar



Bu Konuyu Görüntüleyenler
Cevapla  Konu Gönder 
Konu Görünümü | Doğrusal Görünüm
Saçları Ağartan Belgesel
Yazar Mesaj
hassan_d
Paylaşımcı
***




Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 67
Üye no : 25
Durum :
 Rep BiLgisi
Rep Derecesi : 2
Rep Ver :

Mesaj: #1
Saçları Ağartan Belgesel



Televizyonda program sona ererken vakit gece yarısını çoktan geçiyordu. Kapanış haberleri de okundu ve nihayet görüntüler kayboldu. Ekranda pır pır oynaşan bir beyazlık kaldı.



Naci Bey televizyonun tam karşısındaki koltukta yalnız başına oturmuş, akşamdan beri televizyon izliyordu. Birkaç saat süren eğlence programı onu neşelere boğmuş, haberlerden önce de iki bin sene önce yaşayan bir kavmin hayat tarzını, adet ve geleneklerini aksettiren bir belgesel film izlemişti. O insanların yolculuklar içindeki hayat mücadelesi onu çok etkiledi. Hele oradaki bir babanın çocuklarını yaşatabilmek için çektiği sıkıntılar, ızdıraplar ve meşakkatler& Fesuphanallah insan bu kadar belalar ve musibetler içinde yaşayabilir miydi? İşte o adam yaşamıştı. Ve sonunda hepsi bitmişti o sıkıntılı hayat yoktu artık. Üzerinden de 2000 yıl geçmişti. Sanki o adamın zamanında o insanlarla beraber yaşamış gibi:



İkibin sene& ne çabukta geçti diye mırıldandı. Göğüs geçirdi. İki bin sene sonrasını da böyle seyretmek mümkün olsaydı, insanların geleceğini, dünyanın başına gelecekleri görmek mümkün olsaydı&..



Bunları düşünürken bakışları hala açık kalan televizyon ekranında idi. Donmuş gibi hareketsiz, oynaşan şuaları seyrediyordu.

&Derken o beyaz ekranda acayip bir şeyler olmaya başladı şiddetli parazitler ve arkasından arızalı yayınlarda olduğu gibi rakseden akan rengarenk çizgiler belirdi. Sonra çizgiler şekillenmeye muntazam görüntüler olmaya başladı&.



Acaba televizyon, Mike Tyson ile Michael Spinkin boks karşılaşmasını mı verecekti. Eğer öyle ise bu naklen yayını seyretmek çok heyecanlı olacaktı.

Fakat hayır gazeteler bu karşılaşmanın verilmeyeceğini hatta şikayet yollu- yazmışlardı. Peki ama, pat diye başlayan bu program neydi? Büsbütün merak kesildi.

Tahayyül ve tasavvurun üstünde büyük ve gelişmiş bir şehir göründü. Fevkalade yüksek binalar&. Karınca ve arı gibi kaynaşan insanlar&..

Bununla beraber, şimdiye kadar, hiç duymadığı kadar gür, tesirli, insanın tüylerini ürperten rabbani bir ses duyuldu.



Eyyy İnsanlar! Şimdi Son Gün Belgeselini izleyeceksiniz!.... İşte dünyanın ve beşeriyetin sonu yaklaştı. Haber verilen Saat geldi çattı. Fakat insanlar, elli senedir böyle bir akibetin geleceğini unutmuşlardı işte (&.) senesinde Kıyamete bir saat kala(M&..) şehri&.



Ekranda bu muazzam şehrin değişik yerleri, değişik semtleri ağır ağır gösterildi. Hali hazır şehirlerden çok farklıydı. Büyük caddeleri olmasına rağmen çok az vasıta görünüyordu. Onların da çoğu yük taşıyan dev arabalardı. İnsanlar umumiyetle havada uçuyorlardı tek kişilikten, elli kişiliğe kadar uçan vasıtalar, caddelerin ve binaların üzerinde arı gibi kaynaşıyor, onlar gibi de uğultu çıkarıyorlardı. Bunlar ne bildiğimiz uçaklara ne de helikopterlere benziyordu. Daha ziyade taksi ve otobüslere benzeyen bu vasıtalar, istenilen süratte gidebiliyor. İstenilen yerde havada bile durabiliyordu.



Görüntü bir gökdelenin bahçe şeklinde tanzim edilmiş üstünde sabitleşti. Burası çok geniş ve acayip güzellikteydi. Babilin asma bahçeleri bunun yanında sönük kalırdı. Bir köşede bir palmiye ağacının altında oturmuş beş altı kişi sohbet ediyordu. İçlerinden birisi.



Ölümü öldürdük. Dedi. Aşağı yukarı iki senedir birkaç vaka dışında ölüm hadisesi vuku bulmadı. Onlarda istisna kabilinden ve zamanla hiç olmayacak&



Bir diğeri:

çocukluğumuzda Ahiret diye bir şey anlatırlardı& şu halde ona da lüzum kalmadı



Bir başkası müstehziyane

Yok canım, o daha önce ölenler içindi. Biz şimdi kendi ahretimizi kurmuş olduk. Ölüm yok artık!..

Kahkahalar yükseldi.. dördüncüsü lafa karıştı:

Tamam, da nüfus az da olsa artıyor& artık ölümde yok..bunun sonu ne olacak sonunda bunun da tadı kaçmasın

Birinci konuşan atıldı: yok yok Merihte hayatı başlatmak üzereyiz. Milyonlarla insan oraya yerleşecek. Okyanuslarda yüzen şehirler kurulmaya başlandı. Sonsuza kadar yaşamak artık

bizim elimizde. Gerekirse nüfus artışını da sınırlarız.

Çılgınca kahkahalar



&Derken hava birden kararmaya başladı. O gökdelenleri kavak ağacı gibi sallayan şiddetli fırtınalar patladı. Önce o gökdelenlerin tepesinde kahkaha atan adamların yaprak gibi savruldukları görüldü.



Taş ve ateş parçaları yağmaya başladı. Dehşetli bir manzara ortaya çıktı. İnsanın dinlemeye tahammül edemeyeceği feryatlar, çığlıklar, bir sürü acayip sesler birbirine karışıp gidiyordu.



Ekrandaki görüntü uzaklaşarak küçülmeye başladı. Şimdi bütün arz rahat izleniyordu. Denizlerde dağlar gibi dalgalar, dağlardan denizlere savrulan büyük parçalar gözleniyordu. Dünyanın dengesi düzeni bozulmuş, her şey alt üst olmuş, ne var ne yok havada savruluyordu.



O lahuti ses duyuldu.

-Dünyanın ve beşeriyetin Son Gün Belgeselini izliyorsunuz.!



O sırada uzaklardan dünyayı hedef almış, kayıp gelen bir yıldız belirdi. Geldi, geldi ve bütün gücüyle arza bindirdi. Asıl olan o anda oldu. Dehşet kelimesinin ifade edemeyeceği tam bir savrulma..Arz şişen bir balon gibi dışarıya doğru binlerce kilometre toz duman olarak savruldu, savruldu



Naci Bey, bu dehşet ve haşyet manzarası karşısında kendisini eriyip akacak gibi zannetti. Ya o müthiş gürültü. Cihaz patlayacak gibi oluyordu ve hayret nasıl olup ta patlamıyordu



Ekranda yarım saat kadar bu görüntü devam etti ve aniden kesildi. Derin bir sessizlik oldu.



Naci Bey, nefesi heyecan ve korkudan durmak üzereyken kendine geldi ve ancak nefes aldığını hissetti. Fesuphanallah! Bu gördükleri neydi? Hayal mi, rüya mı? Bir tuhaf olmuştu. Lahuti ses tekrar duyuldu:

Ey insanlar! Haşir ve kıyamet belgeselini izleyiniz! Bu bir TRT yapımı değildir& aklınızı başınıza alasınız diye Rahmani bir ikazdır. İşte meydanı Haşir



Göz alan beyazlıkta ve sonsuza kadar uzandığı intibaını veren dümdüz bir meydan toz halindeki o zemin birden kıpırdamaya, mantar gibi insanlar çıkmaya başladı. Adeta yerden biter gibi fırlıyor, kimi yavaş yavaş isteksiz doğruluyordu. Fakat hepsinin yüzü bir dehşet ve en büyük korkunun ifadesini taşımakla birbirine benziyordu.



Çıktılar, çıktılar& öyle ki yer kalmadı, izdiham olmaya başladı&Anlaşılmaz bir uğultu, bir velvele başladı&



Sonra hareket bitti, uğultu kesildi. Uçsuz bucaksız meydanı dolduran insanlar taş kesilmiş gibi yukarılara bakmaya başladılar. Çoğu üryan kimi yarım yamalak örtülere sarılmış, bir ses bir haber bekler gibi, gözleri korkudan dışarı fırlayacakmış gibi bakıyorlardı. Dünyada böyle bir korku görmek mümkün değildi&



Bütün o meydandaki insanlar gösterilmeye başlandı. Bazı tanıdık simalara da rastlanıyordu. Görüntü bir yerde durdu, sabitleşti. Bir grup insan ve tam orta yerde&evet.. evet& oydu& Naci Bey kendisi& Neredeyse aklını oynatacaktı. Kalkmak istedi, kımıldayamadı. Bağırmak istedi, sesi çıkmadı.



Ve kainatın en ücra köşelerinden. En uzak yıldızlardan duyulacak gür bir sada ile o bildiği Kuran ayetleri okunmaya başlandı. Belki bir saat o ayetler aktarı alemde yankılandı durdu;&.



Ey İnsanoğlu Her şeyi Kaplayacak Kıyametin Haberi Sana Gelmedi Mi? O Gün Bir Takım Yüzler Zillete Bürünmüştür. Zor İşler Altında Bitkin Düşmüştür. Yakıcı Ateşe Yaslanırlar, Kıgın Bir Kaynaktan İçirilirler (88/15)



Amel Defterleri Açıldığı Zaman, Gök Yerinden Oynatıldığı Zaman, Cehennem Alevlendirildiği Zaman, Cennet Yaklaştırıldığı Zaman, İnsanoğlu Ne Hazırladığını Görecektir.(81/1014)



Yalanlanmış Olanların O Gün Vay Haline, Bu Onların Konuşamayacakları Gündür, Onlara İzin Verilmez Ki Özür Beyan Etsinler, Yalanlanmış Olanların O Gün Vay Haline(77/3437)



****



Naci Bey, bendi yıkılmış baraj gibi patladı ve katıla katıla ağlamaya başladı. Ellerini yüzüne kapadı, iki büklüm körük gibi ine kalka saatlerce ağladı durdu. Gözleri kan çanağına döndü, seller , ırmaklar gibi yaş akıttı.

Belgeselin devamını da, nasıl devam ettiğini de zaten göremedi.



Bir şey daha var: O gecenin sabahında simsiyah saçları bembeyaz olmuştu. Soranlara, televizyonda gösterilen belgeseli anlatıyordu ama çok az kimse inanıyordu çünkü o saatte kimse televizyonu açmamıştı



( O belgesel Kuran-ı Kerimdir. İsteyen aynen görebilir. )

11-02-2008 09:19 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Derbent
Administrator
*




Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,574
Üye no : 2
Durum :
 Rep BiLgisi
Rep Derecesi : 13
Rep Ver :

Mesaj: #2
Ynt: Saçları Ağartan Belgesel


enteresan bir olay gerçek olmuş mu acaba.. yoksa sadece hikaye mi var mı bilen..


Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..


11-02-2008 09:35 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla  Konu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

İletişim - Anasayfa - Yukarı Dön - İçeriğe Dön - Arşiv - RSS Syndication

Türkçe Çeviri: MyBB Turkiye
Üretici: MyBB 1.2.11
Lisans Hakları © 2002-2009 MyBB Group
Search Engine Optimization by SpiceFuse
Alt Forumlar Eklentisi by DragonFever
CleanBlue Theme Çeviri : ArchAngel
CBACK.DE CrackerTracker
Site Tasarım : ÇaKaL
Google Pagerank Checker